KamuGazetesi.Com | Memurlar, Kamu, Haber,
Son Dakika
İdarecilere Uzaktan Eğitim Verilecek Ziya Gökalp'e saldırılar; "Dinsiz olarak öldü" Amacımız, masadan istediklerimizi almak Ek Ödeme Pazartesi Masada İLKSAN İl Temsilcileri Seçimi 9 Haziran'da Yapılacak 23 Mayıs İş Bırakma ve DETAYLAR 4/C'LİLERE MÜJDE MASADAN OLUMLU HABERLER DE VAR İkili Eğitim Yapan Okul İdarecilerine Müjde ZAM BEKLEYEN MEMURLARA VERGİ ŞOKU !
İdarecilere Uzaktan Eğitim Verilecek
İdarecilere Uzaktan Eğitim Verilecek
 
Ek Ödeme Pazartesi Masada
Ek Ödeme Pazartesi Masada
 
MASADAN OLUMLU HABERLER DE VAR
MASADAN OLUMLU HABERLER DE VAR
 
4/C'LİLERE MÜJDE
4/C'LİLERE MÜJDE
Anayasa Değişikliği Üzerine
 
Anayasa Değişikliği Üzerine
Çorum Türk Eğitim Sen Şube Sekreteri anayasa değişikliği ile ilgili görüşlerini belirten bir yazı kaleme aldı.İşte o yazı..
21 Şubat 2012 Salı 14:04
Facebook
Google
Twitter
Yazdır

Son yıllarda ülkemizde daha özgürlükçü, daha çağdaş bir Anayasaya konusunda toplumsal bir talep ortaya çıkmıştır. Ancak, Anayasada yapılacak değişikliklerin toplumun bir kesiminin değil tamamının onayı ile katılımcı bir anlayış içinde gerçekleşmesi de bir gerekliliktir. Aksi taktirde yapılacak düzenlemelerin bir Anayasa metninden çok dayatma haline gelme tehlikesi bulunmaktadır.

Daha demokratik, insan haklarını ön plana çıkaran, özgürlükçü, çevreci, milli ve manevi değerlerimizi gözeten ve toplumun tüm kesimlerince kabul gören bir Anayasa hazırlanmalıdır.

Öncelikli olarak, bu gibi açık tartışma ortamlarında anayasa metninin olgunlaştırılması ve hayata geçirilmesi amaç edinilmelidir. Anayasa, toplumun tüm kesimlerinin taleplerini yansıtmalı, ayrı ayrı tamamının haklarını korumalıdır. Anayasa, memurların, işçilerin, çiftçilerin, tarım kesiminde çalışanların, işsizlerin, sendikaların, sendikasız çalıştırılanların, emeklilerin, dul ve yetimlerin, kadınların, çocukların, engellilerin, öğrencilerin, küçük esnafın, yargının, basın çalışanlarının, gazilerin ve bu ülke için canını vermiş şehit ailelerinin hassasiyetlerini yansıtmalıdır. Bu, siyasi organlara düşen asli bir görev niteliğindedir.

Bu anlayıştan yola çıkarak, hazırlanacak Anayasa ile ilgili hassasiyetlerimizi, taleplerimizi ve olmazsa olmazlarımızı dile getirmek istiyoruz.



KIRMIZIÇİZGİLERİMİZ

Anayasanın ilk üç maddesi aynen korunmalıdır.

· Türkiye Devletinin üniter yapısı ve milli devlet kimliği bozulmamalı, içi boşaltılmamalı, mahalli idarelere özerklik tanınmamalıdır.

· Millet bütünlüğü bozulmamalı, ırklara, etnisitelere ve mozaiklere bölünmemelidir.

· Anayasa’daki Türk ve Türk Milleti kavramları bir ırkı, bir etnisiteyi, bir mozayiği değil, herkesi kucaklayan, tüm ırk ve etnisiteleri de içine alan, Türk Kültür ve Medeniyet Değerlerini ve Millet Bütünlüğünü temsil eden Türkiye Devletini kuran ve bu devlete aidiyeti ifade eden asli unsurdur.

Bu sebeple Türk Milleti’nin ve Türkiye Devleti’nin Anayasası’ndan bu ifadeler çıkarılamaz.

· Devletin dili, bayrağı, istiklal marşı, başkenti, değiştirilemez.

· Herkes anadilini konuşabilir, öğrenebilir, ancak, anadille Türkçe dışında eğitim talebi kabul edilemez.

Devlet tarafından, Türkçe dışında resmen ikinci bir dil tanımak, Türkiye’de resmen, Devlet eliyle, iki farklı siyasî toplum yaratmak demektir. Dil daima siyasetin taşıcısıdır. Zira farklı dil, farklı siyasi talepler demektir; “Büyük Kitle” ile yolları ayrışan, hatta kesişen, başka ve farklı gelecek tasavvurları olan, geleceğini başka yerlerde görmeye başlayan ve devlet eliyle “etni”den “millet”e dönüştürülecek farklı bir kitlenin siyasi talepleri. Bunun için, farklı bir dilde eğitime meşruiyet tanındıktan sonra bir tek kişinin dahi bu dilden eğitim talebinde bulunmamasının hiçbir kıymeti olmayacaktır ve zaten bu talepleri ileri sürenlerin niyeti de öncelikle eğitim-öğretim değildir: Kürtçe eğitim-öğretim talebi, bir koyundan iki post çıkarır gibi, bir ülkeden iki ülke çıkarmak için ustalıklı bir vasıtadır.

Bir memlekette eğitim-öğretimin dili, daha açık ve anlaşılabilir bir ifadeyle, “resmen tanınmış ve kabul edilmiş eğitim-öğretim dili”, o memleketteki “hükümranlık”ın – yani “egemenlik”in –, yine yani, siyasî otoritenin aidiyetinin, sembolü ve hatta kendisidir. Binaenaleyh, bir memlekette birden fazla dile eğitim-öğretimde resmî nitelik kazandırmak, o memlekette birden fazla siyasi otorite, birden fazla hükümranlık ihdas etmek, hükümranlığın parçalanmasını meşrulaştırmak demektir.

Bir memleketin “resmî eğitim-öğretim dili” ile “resmî dili” fonksiyonellik açısından özdeştir; tamamıyla ve bire-bir özdeştir. Bu sebeple, resmî eğitim-öğretim dilinin çoğullaşması talebinde bulunmak, hükümranlığın çoğullaşması talebinde bulunmak demektir. Bunun içindir ki, “farklı dil(ler)de eğitim” talebi, saf ve mücerret bir masum talep değildir.

· Anayasanın Türk vatandaşlığı maddesi değiştirilemez.

· Bireysel temel hak ve hürriyetler evrensel standartlara kavuşturularak her vatandaşımızın özgürlük alanları genişletilmeli, vatandaşlarımızın diline, dinine, siyasi ve felsefi inancına bakılmaksızın herkes eşit hak ve hürriyetlere sahip olmalıdır.

Ancak, etnik ve inanç temeline dayalı olarak hak ve özgürlüklerin kolektif olarak kullanımı eşitlik ilkesini ve millet bütünlüğünü bozacağından kabul edilemez.

· İnsan haklarına dayalı, laik ve sosyal hukuk devleti ilkesinden vazgeçilemez.

Laiklik din düşmanlığı olarak değil, din ve vicdan özgürlüğü şeklinde değerlendirilmelidir. Laiklik ilkesi özgürlük boyutu ile ele alınmalı, din ve devlet işlerinin ayrılığının yanı sıra, din hürriyeti boyutu da anayasa ile korunmalıdır.

Din Kültürü Eğitimi konusunda mevcut anayasadaki düzenleme benimsenmeli, “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ” dersinin ilköğretimde ve orta öğretimde zorunlu ders olarak kalması sağlanmalıdır.

İsteğe bağlı din eğitim ve öğretiminin de devletin görevleri arasında olduğu nazara alınmalıdır.

Bu bağlamda, din eğitim ve öğretimi konusunda, ilk ve orta öğretimde belli yoğunluğu aşan talepler söz konusu olduğunda, öğrenci velisinin isteği doğrultusunda verilmesi hususunun Anayasal temele kavuşturulması da uygun olacaktır

···

Anayasaların toplumun bütününü ifade ettiği düşünüldüğünde; sosyal devlet ilkesinin anayasalarda yer almasının kaçınılmaz olduğu açıktır. Sosyal barışın ve sosyal adaletin sağlanması amacıyla devletin ekonomik hayata müdahalesinin meşru olduğu çeşitli anayasalarda çeşitli şekillerde ifade edilmiştir. Sosyal devlet piyasa ekonomisinin ve sanayileşmenin getirdiği gelişmelerle birlikte sosyal sorunların, gelir ve servet eşitsizliğinin arttığı toplumlarda devletin sosyal tedbirler almasını içermektir. Bu sayede milli bütünleşme de sağlanmış olacaktır.

Sosyal devlet ilkesinin gerçekleşmesine yönelik hukuki yöntemler olarak ifade edilen; herkese insan haysiyetine yakışır asgari bir hayat düzeyi sağlamaya yönelik tedbirlerin alınması, vergi adaletinin sağlanması, toplumun ekonomik kaynaklarının, yer altı ve yerüstü zenginliklerimizin ekonomik kalkınmayı sağlayacak biçimde bilimsel ve akılcı olarak, milli çıkarlarımıza uygun olarak değerlendirilmelidir. Yine sosyal hakların korunması ve geliştirilmesi, sosyal adaletin sağlanması, sosyal eşitsizliklerin azaltılması, toplum içinde ekonomik bakımdan güçsüz olanların korunması anayasal bir ilke olarak benimsenmeli ve alt norm niteliğindeki yasa ile güçlendirilmelidir.

Hazırlanacak Anayasa metni, hukuk devleti ilkesine açıkça vurgu yapmalıdır. Hukuk devleti ilkesi gereği yürütmenin hukuka bağlılığı ve yürütme işlemlerinin yargı denetimi altında bulunması mutlak olarak sağlanmalıdır.

· Parlamenter demokrasi, kuvvetler ayrılığı ilkesinden vazgeçilemez.

· Hukukun üstünlüğü en geniş anlamı ile anayasada yer almalıdır.

· Yargı mutlaka bağımsız ve tarafsız hale getirilmeli, hiçbir siyasi partinin arka ya da ön bahçesi olmamalıdır.

·

TALEPLERİMİZ

Sendikaların her şartta üyelerinin ekonomik ve sosyal haklarını geliştirebilmesi için, Anayasada önemli değişikliklerin yapılması gerekmektedir. Türkiye Kamu-Sen olarak belirlediğimiz değişiklikler şunlardır:

· Kamu Görevlilerine Grev Hakkı Tanınmalı

Anayasanın 54. maddesinde yer alan “Toplu iş sözleşmesinin yapılması sırasında, uyuşmazlık çıkması halinde işçiler grev hakkına sahiptirler.” hükmündeki “işçiler” ifadesinden sonra “memurlar ve diğer kamu görevlileri” ibaresi eklenmelidir.

Türkiye, çalışma hayatının düzenlenmesi ve sendikal özgürlüklerin istenilen seviyeye getirilmesi amacıyla ILO tarafından benimsenen 87 No.lu Sendika Özgürlüğü ve Sendikalaşma Hakkının Korunması, 98 No.lu Örgütlenme ve Toplu Pazarlık Hakkı ve 151 No.lu Kamu Hizmetlerinde Çalışma İlişkilerini düzenleyen sözleşmeleri kabul ederek, bu sözleşmelerin şartlarına uymayı taahhüt etmiştir. Ülkemizde kurulmuş olan memur sendikaları uluslar arası sözleşmelerin kabul edilmesiyle elde edilen bu hakkı kullanarak örgütlenmişlerdir.

Ülkemiz kamu çalışanlarının da gelişmiş ülkelerde olduğu gibi yönetime katılma, adil bir ücret alma, sendikalaşma ve grev yapabilme gibi sosyal ve demokratik argümanlarla donatılması artık bir zorunluluk halini almıştır. Bu zorunluluk hem Türkiye’nin onayladığı sözleşme ve kabul ettiği anlaşmaların hem de demokrasinin bir gereği olarak karşımıza çıkmaktadır.

18 Haziran 2003 tarih ve 25142 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 4867 sayılı kanunla BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslar arası Sözleşme onaylanmıştır. Bu sözleşme, 21 Temmuz 2003 tarih ve 25170 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Bakanlar Kurulunun 2003k/5851 sayılı kararı ile yürürlüğe girmiştir. Sözleşmenin 8. maddesi sendikal hakları düzenlemiş olup, 8. maddenin (d) bendi özel olarak grev hakkını düzenlemiştir. Buna göre; kullanılma şartları her bir ülkenin yasaları ile düzenlenmiş olan bir grev hakkının tanınacağı ifade edilmiştir. Maddenin 2. bölümünde bu maddenin silahlı kuvvetler veya polis mensuplarının veya devlet ifadesinde görevli olanların bu hakları kullanmalarına hukuken öngörülen sınırlamalar koymalarını engellemeyeceği belirtilmiş olup, maddenin 3. bölümünde bu maddenin hiçbir hükmünün ILO’nun 98 sayılı sözleşmesine taraf olan devletlere o sözleşmede yer alan güvencelere aykırı düşebilecek bir tarzda bir yasa çıkarma ve uygulama imkânı verecek şekilde tasarruflarda bulunma yetkisi vermeyeceği ifade edilmiştir.

BM Ekonomik Sosyal ve Kültürel Hakları Sözleşmesinin 8. maddesi ile ILO’nun 98 sayılı sözleşmesi birlikte değerlendirildiğinde, Silahlı Kuvvetler ve polisler dışında kalan ve doğrudan devlet erki kullanmayan kamu görevlilerinin grev hakkının düzenlenmesi gerektiği anlaşılmaktadır.

11 Aralık 1992 tarih ve 21432 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 3847 sayılı kanunla ILO’nun sendika özgürlüğüne ve örgütlenme hakkının korunmasına ilişkin 87 sayılı sözleşmesi onaylanmıştır. Bu sözleşme 25.02.1993 tarih ve 21507 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Bakanlar Kurulunun 1993/3967 sayılı kararname ekinde yayınlanmıştır. Bu sözleşmenin 3. maddesinde yer alan sendikalara etkinliklerini düzenleme ve eylem programlarını oluşturma hakkı, 8. maddenin 2. fıkrasında yer alan ulusal mevzuatın sözleşmede öngörülen güvencelere zarar vermemesini ya da zarar verecek biçimde uygulanmamasını, 10. maddede çalışanların ve işverenlerin çıkarlarını savunmayı ve geliştirmeyi amaçlayan örgütleri düzenleyerek, grev hakkının dayanağını oluşturmuştur. ILO uzmanlar komitesi de 87 sayılı sözleşmeyi grev hakkının dayanaklarından biri olarak göstermiştir.

ILO'nun sendikal hak ve özgürlüklerin uygulanmaması ile ilgili şikâyetlerini inceleyen Standartların Uygulanması Konusunda Uzmanlar Komitesi ve Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi vardır. Bu komiteler tarafsız uzmanlardan oluşmuştur ve ülkelerin şikâyetlerini inceleyip, karara bağlamaktadır. Komitelerin verdiği kararlar ILO için bağlayıcı kararlardır. ILO'nun Standartların Uygulanması Konusunda Uzmanlar Komitesi ve Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi tüm ücretli çalışanlar için grev hakkını genel bir ilke olarak ortaya koyarken, bu hakkın yalnızca "temel hizmetler veya faaliyetlerde" kısıtlanabileceğini belirtmektedir. ILO komitelerine göre "temel hizmetler" olarak kastedilen, "yalnızca aksaması durumunda nüfusun tümünün veya bir bölümünün hayatını, kişisel güvenliğini veya sağlığını tehlikeye sokacak hizmet ve faaliyetlerdir.”

Bir başka kararda da; "sendikalar özellikle bir hükümetin ekonomik ve toplumsal politikalarını eleştirmek amacıyla protesto grevlerine başvurabilmelidirler. Ayrıca dayanışma grevlerinin genel olarak yasaklanması istismara yol açabilir ve grev hakkının kullanılmasına ilişkin yöntemler söz konusu olduğunda, kurallara tamı tamına uyarak işin yavaşlatılması, işyerlerinin işgal edilmesi ve işbaşında oturma grevleri yapılması konularında kısıtlama getirilmesi, ancak bu eylemlerin barışçıl olmaktan çıkması durumlarda haklılık kazanır." denilmiştir.

ILO Uzmanlar Komitesi 1994 yılında yayınlanan raporunda şöyle demektedir. "Komite kamu hizmetlerinde grev hakkının yasaklanmasının yalnızca devlet adına yetki kullanan memurlarla sınırlı tutulması gerektiği görüşündedir.

ILO Örgütlenme Özgürlüğü Komitesi, Türkiye hakkında yapılan bir şikâyet başvurusu üzerine bu konuda şu değerlendirmeyi yapmıştır: “Uzmanlar Komitesinin de belirttiği gibi, grev hakkı, çalışanların ve örgütlerinin kendi ekonomik ve toplumsal çıkarlarını korumak ve geliştirmek için sahip oldukları temel araçlardan biridir. Bu çıkarlar yalnızca daha iyi çalışma koşullarının elde edilmesi ve mesleki nitelikteki toplu istemlerin peşinden koşulması değil, fakat aynı zamanda ekonomik ve toplumsal sorunlarına ve çalışma hayatının çalışanları doğrudan ilgilendiren her türlü sorunlarına çözümler aranması ile ilgilidir. Komite sendikaların, hükümetin ekonomik ve toplumsal politikalarını eleştirmeyi amaçlayan protesto eylemlerine başvurabilme olanağına sahip olmaları gerektiğini düşünmektedir.”

Kaldı ki; Danıştay 12. Dairesi, 9 Şubat 2009 tarih, 2004/4643 Esas, 2005/313 No.lu; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 21 Nisan 2009 tarihli kararları ile memurların grev yapmaları nedeniyle herhangi bir hukuki işleme tabi tutulamayacağını karara bağlamıştır.

12 Eylül 2010 tarihinde halk oylamasına sunularak gerçekleştirilen Anayasa değişikliğinde, grev hakkının kullanımı ile ilgili bazı düzenlemeler olmasına rağmen, Anayasanın 54. maddesindeki “toplu iş sözleşmesinin yapılması sırasında, uyuşmazlık çıkması halinde işçiler grev hakkına sahiptir” hükmünün korunması, grevin yalnızca işçiler için bir hak olduğunu, memurların kesinlikle grev yapamayacağını; ayrıca işçilerin de yalnızca toplu iş sözleşmesi esnasında uyuşmazlık çıkması durumunda grev hakkını kullanabileceğini; hak grevi, dayanışma grevi gibi hakların kullanılmasının imkânsız olduğunu ortaya koymaktadır.

Asıl üzerinde durulması gereken konu; grevsiz toplu sözleşme hakkının uluslar arası sözleşmelere ve yerel ve uluslar arası yargı organlarının verdiği kararlara aykırı olmasıdır. Ortada birçok yargı kararı varken, 25 Kasım 2009’da ülkemizde milyonlarca kamu görevlisi bir günlük iş bırakma eylemi yapmış ve hukuken hiçbir yaptırıma tabi tutulamamışken, yargının bu kararlarını yok sayan bir Anayasa değişikliği, başka bir kargaşayı çağırmaktadır.

Dolayısı ile hem yargı kararlarıyla hem evrensel sözleşmeler yoluyla hem de fiili uygulamayla sabit bir hak haline gelmiş olan grev hakkının, kanunlarla yasaklanması kabul edilemez. Hukuk devletinin en büyük özelliği, kural haline gelmiş yargı kararlarının yasa haline getirilmesidir.

Yargı kararları ve uluslar arası sözleşmeler aracılığıyla kesinleşmiş bir hak haline gelen grev hakkının Anayasa değişikliğine konu edilmeyişi, mutlaka açıklanması ve en kısa zamanda düzeltilmesi gereken bir konudur. Bu noktada Anayasanın 54. maddesinde yer alan “Toplu iş sözleşmesinin yapılması sırasında, uyuşmazlık çıkması halinde işçiler grev hakkına sahiptirler.” hükmündeki “işçiler” ifadesinden sonra “memurlar ve diğer kamu görevlileri” ibaresi eklenmelidir.

· Kamu Görevlilerinin Siyasete Katılma Hakkının Önündeki Engeller Kaldırılmalı

Anayasanın siyasi partilere üye olamayacakların belirlendiği 68. madde metninden “…kamu kurum ve kuruluşlarının memur statüsündeki görevlileri, yaptıkları hizmet bakımından işçi niteliği taşımayan diğer kamu görevlileri” ibaresi çıkarılmalıdır.

Demokratik bir toplumun en temel özelliklerinden biri de vatandaşlarına siyasete katılma, seçme ve seçilme özgürlüğü tanımasıdır. Ülkemizin en eğitimli kesiminden biri de hiç kuşkusuz ki kamu görevlileridir. Mesleğe alınma şartları, yapılan sınavların zorluk derecesi ve yürüttükleri hizmetler göz önüne alındığında, ülkemizin en hassas görevlerini yürüten kesimlerinden olan kamu görevlilerinin siyasete yapacakları katkı da son derece önemlidir. TBMM tarafından onaylanarak yürürlüğe konulan ILO'nun 151 Sayılı Kamu Hizmetlerinde Sendika Hakkının Korunması ve istihdam Koşullarının Saptanması Yöntemlerine ilişkin Sözleşmenin 9. maddesi; “Kamu görevlileri, diğer çalışanlar gibi yalnızca görevlerinin niteliğinden ve statülerinden kaynaklanan yükümlülüklerine bağlı olarak örgütlenme özgürlüğünün normal olarak uygulanması için gerekli kişisel ve siyasi haklardan yararlanacaklardır.” ifadesiyle; kişisel ve siyasal haklar arasındaki bağlantıyı düzenlenmiş, kamu çalışanlarına siyaset hakkını tanımıştır.

Ancak Anayasanın 68. maddesinde “…kamu kurum ve kuruluşlarının memur statüsündeki görevlileri, yaptıkları hizmet bakımından işçi niteliği taşımayan diğer kamu görevlileri… siyasi partilere üye olamazlar.” denilerek, kamu görevlilerinin siyasete katılmaları engellenmiştir. Ülke içinde bir grubun siyaseten yasaklanması, en ilkel demokrasi anlayışıyla dahi bağdaşmayan bir tutum olmakla birlikte, vatandaşlık haklarının kısıtlanması anlamı da taşımaktadır.

Bu nedenle Anayasanın 68. madde metninden ilgili ifadeler çıkarılarak, kamu görevlilerinin siyasi partilere üye olabilmeleri ve siyasete katılmaları sağlanmalıdır.

· Sendikaların ve Konfederasyonların Üyeleri Adına Mahkemelere Dava Açma Hakkı Anayasa Metninde Yer Almalı

Anayasanın 53. maddesine sendikaların ve konfederasyonların üyelerin hak ve menfaatlerini ilgilendiren bireysel işlemler ile genel düzenleyici işlemlere karşı üyeleri adına yargıya başvurabilmelerini sağlayacak hükmün, açıklayıcı bir biçimde düzenlenerek yeniden anayasa metnine eklenmesi gerekmektedir.

12 Eylül 2010 tarihinde gerçekleştirilen referandum sonucuna göre gerçekleştirilen Anayasa değişikliğinde, 53. maddeden “sendikaların ve konfederasyonların üyeleri adına yargıya başvurabilmelerini” sağlayan hükmün çıkarılmış olması, örgütlenme özgürlüğü getirdiği iddia edilen değişikliğin, aslında var olan hakları da geri götürdüğünün bir göstergesidir.

Sendikaların ve konfederasyonların üyelerinin hak ve menfaatlerini koruması noktasında kullanabilecekleri yasal yollardan en önemlisi kuşkusuz yargıya başvurmaktır. Bu noktada üyeleri adına yargı yoluna başvurma hakkının kaldırılması, vatandaşların en temel demokratik hakkının kısıtlanması anlamı taşımakta, evrensel hukuk ilkelerine de aykırılık teşkil etmektedir.

Bu aksaklığın giderilmesi için Anayasanın 53. maddesine sendikaların ve konfederasyonların üyelerin hak ve menfaatlerini ilgilendiren bireysel işlemler ile genel düzenleyici işlemlere karşı üyeleri adına yargıya başvurabilmelerini sağlayacak hükmün, açıklayıcı bir biçimde düzenlenerek yeniden anayasa metnine eklenmesi gerekmektedir.

· Kamu Görevlilerini İlgilendiren Her Konu Toplu Sözleşmenin Kapsamı Dâhilinde Olmalı

Anayasanın 128. madde metni “Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir. Ancak, bu konulara ilişkin toplu sözleşme hükümleri saklıdır.” şeklinde düzenlenmelidir.

Anayasanın 53. maddesinde yapılan değişiklikle kamu görevlilerine toplu görüşme yerine toplu sözleşme hakkı getirildiği belirtilmektedir. Oysa iktidar bu hakkı kısıtlayan bir düzenleme yapmak istemiş ve toplu sözleşme ile ilgili olarak ayrıntılı ve sınırlayıcı bir çerçeve çizmiştir. Mevcut durumda toplu görüşme; kamu görevlileri için uygulanacak katsayı ve göstergeler, aylık ve ücretler, her türlü zam ve tazminatlar, fazla çalışma ücretleri, harcırah, ikramiye, lojman tazminatı, doğum, ölüm ve aile yardımı ödenekleri, tedavi yardımı ve cenaze giderleri, yiyecek ve giyecek yardımları ile bu mahiyette etkinlik ve verimlilik artırıcı diğer yardımları kapsar.

Ancak 1982 Anayasası’nın 128. maddesinde yapılan değişiklikle kamu görevlileri için yalnızca mali ve sosyal haklara ilişkin hususların toplu sözleşmenin konusu olabileceği, bunun dışında kamu çalışanlarının tüm hak, görev ve yetkilerinin yasa ile belirleneceği öngörülmüştür.

Dolayısı ile toplu sözleşmelerde kamu sendikalarına, memurların çalışma şartları, terfileri, sicil, disiplin uygulamaları, işe alınışları, işten çıkarılmaları gibi hayati konularda pazarlık yapma hakkı tanınmamakta, toplu sözleşmenin kapsamı yalnızca mali ve sosyal haklarla sınırlı tutulmaktadır. Görüldüğü gibi bu uygulama şu andaki toplu görüşmenin kapsamını dahi daraltmaktadır. Bu durumun önüne geçilmesi için mevcut 128. madde metni “Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir. Ancak, bu konulara ilişkin toplu sözleşme hükümleri saklıdır.” şeklinde düzenlenmeli ve toplu sözleşmenin kapsamı, kamu görevlilerini ilgilendiren her türlü konuyu içine alacak şekilde genişletilmelidir.

· Devletin Asli Ve Sürekli Görevleri Yalnızca, Memurlar Ve Kadrolu Kamu Görevlileri Eliyle Gördürülmeli

Anayasanın 128. madde hükmü “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve kadrolu diğer kamu görevlileri eliyle görülür.” şeklinde değiştirilmelidir.

Anayasanın 128. maddesi, “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür.” hükmüne amirdir.

Ancak son yıllarda yaygın sözleşmeli personel çalıştırılması ve taşeronlaşma nedeniyle devletin asli ve sürekli görevleri taşeron işçileri eliyle gördürülmeye başlanmıştır. Hükümetin son yaptığı açıklamaya göre kamuda üst düzey yöneticilerin de sözleşmeli hale getirileceği belirtilmektedir.

Bu açıdan bakıldığında uygulama, performansa dayalı ödeme, profesyonelliğe verilen önemin artması, kamu hizmetlerinde müşteri satıcı anlayışının yerleşmesi, rekabet ve diğer pazar ekonomisi unsurlarının getirilmesi, iş güvencesinin yok edilmesi, sendikasızlaştırma ve kamu çalışanlarının sayısının azaltılması gibi sonuçlar getirmektedir.

Özellikle esnek çalışma olarak nitelendirilen çalışma şekillerinin, iş güvencesini yok etmesi, sosyal devlet ilkesine aykırı olması, örgütlü çalışma imkânını ortadan kaldırması ve devletin devamlılığı ilkesine aykırı olması, kamu yönetimi, sendikalar ve çalışanlar adına kabul edilemez niteliktedir.

Küresel etkiler altında yürütülen bu uygulamanın çeşitli sorunları vardır:

1. Ulusal Çıkar Sorunu: Personel çalıştırma üzerindeki küresel etkiler, egemenlik hakkının korunması bakımından sınırlandırılması zorunlu hale gelmiş bir hacim ve etki gücüne ulaşmıştır. Bu kurumların devletin yeniden örgütlenme süreci üzerindeki kabul edilemez etkileri sınırlandırılmalı ve ortadan kaldırılmalıdır.

2. Toplumsal Çıkar Sorunu: Azgelişmişlik koşulları, yaygın eşitsizlik ve adaletsizlik, özel sektörün küresel sermaye karşısındaki zayıflığı açık ve katı gerçeklerdir. Bu koşullarda kamu hizmetleri alanı üzerinde değişikliğin, dünyanın genel gidişatına uyma dürtüsüyle değil, ülkemizin durumu ve gereksinmeleri odak alınarak yapının çok yönlü irdelenmesiyle yapılması gerekir.

3. Kamu Yararı Sorunu: Devlet hizmetleri, uzmanlık ve süreklilik gerektirir. İçte ve dışta, şu ya da bu kesimin çıkarları üzerinde etkiler yaratan bu hizmetler, anayasal ve yasal güvencelerden yoksun, esnek, şahsa, performansa ve takdire bağlanmış, kendi içinde rekabetçi personel sistemiyle yürütülemez.

4. Emek Hakları Sorunu: Kamu istihdamı, çalışanlar açısından görece ileri haklar sağlar. Bu rejimi özel veya sözleşmeli istihdama dönüştürmek, kazanılmış hakların kaybına ve toplumsal çatışmaların derinleşmesine yol açacaktır.

Bu nedenle asli ve sürekli kamu hizmetlerinin memurlar eliyle gördürülmesi için anayasanın 128. madde hükmünün “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve kadrolu diğer kamu görevlileri eliyle görülür.” şeklinde değiştirilmesi uygun olacaktır.

· Emeklilere de Sendika Kurma Hakkı Tanınmalı

Anayasanın 51. maddesi “Çalışanlar, emekliler ve işverenler, üyelerinin ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için önceden izin almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlar kurma, bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten serbestçe çekilme haklarına sahiptir.” şeklinde değiştirilmelidir.

Toplumsal değişimlerin, topluma rağmen değil, sosyal paydaşların talepleri doğrultusunda belirlendiği, kararların ortak bir mutabakat ile alındığı demokrasiler, kuşkusuz tüm dünyada arzu edilen yönetim şekilleridir.

19.yüzyılla birlikte sıklıkla görülmeye başlayan demokrasi rejimi, teorik anlamıyla birçok ülkede geçerli olsa da, birçok ülkede pratikte, yalnızca çoğunluğun istediği idarecilerin seçimi konusunun ötesine geçememiştir. Oysa gerçek anlamda demokrasi, toplumların yöneticilerini seçebilme özgürlüğünün yanında devletin yönetilmesinde, toplumun değişmesinde, halkın kaderinin belirlenmesinde toplumun ortak duygu ve düşünceleri doğrultusunda kararlar alınmasının sağlanmasıdır.

Demokrasinin teorideki bu önemli tanımının pratikte nasıl hayata geçirileceği, iktidarda bulunan güç sahiplerinin, toplumun ortak hassasiyetleri konusunda nasıl fikir sahibi olacağı, onları bu değişime hangi gücün yönlendireceği konusunda ise toplumun ortak bir amaç doğrultusunda bir araya gelerek, yönetim üzerinde toplumsal ve barışçıl bir güç unsuru oluşturması gündeme gelmiştir. Bu noktada ortaya çıkan sivil toplum örgütü kavramı, toplumsal bir amaç ve fayda doğrultusunda kar amacı gütmeksizin bir araya gelen insanların organize bir hareket oluşturmasıdır.

Bu nedenle günümüze uygun anlayış çerçevesinde bir demokratik sistemin sağlanması, o toplum tarafından oluşturulan sivil toplum örgütlerinin çokluğu ve etkinliği ile mümkündür. Sivil toplum örgütlerinin karar alma sürecine dahil olması, teorik demokrasi anlayışının pratikte uygulanması için bir zorunluluktur. Özellikle ekonomik uygulamalarda, sendikaların toplu görüşme ya da toplu pazarlıklar yoluyla kararlara etki etmesi ve paylaşım sorununda söz sahibi olması, önemli bir adım olmaktadır.

Avrupa başta olmak üzere, dünyanın gelişmiş ülkelerinde nüfusun hızla yaşlanması, ülkelerde hatırı sayılır bir emekli kitlesinin varlığını ortaya koymaktadır. Bugün itibarı ile ülkemiz toplam nüfusunun yaklaşık %10’luk bir kesimi emeklilerden oluşmaktadır. Halen yürürlükte olan yasal mevzuatımıza göre emeklilerin sendika kurması mümkün değildir. Yönetime katılma ve karar alma sürecine dahil olma noktasında türlü nedenlerle toplumun bazı kesimlerinin dışlanması, demokrasi adına kabul edilemez bir durumdur. Kaldı ki, bu kesim toplumun büyük bir çoğunluğunu oluşturuyorsa, paylaşım sorununun çözülmesi daha da zora girmektedir.

Anayasamızın 51. maddesi, yalnızca çalışan ve işverenlere sendika kurma hakkı tanımış ve emeklileri kapsam dışında bırakmıştır. Bununla birlikte sendikaların üyelerinin ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini yalnızca çalışma ilişkileri çerçevesinde korumasını öngörmektedir. Bu da sendikaların etkinliğini zayıflatırken, sendikaların çalışma ilişkileri dışında üyelerinin hak ve menfaatlerini koruma hakkını elinden almaktadır.

Birleşmiş Milletler Evrensel Beyannamesinin 23/4. maddesinde; “Herkesin çıkarını korumak için sendika kurma veya sendikaya üye olma hakkı vardır.”İbaresi yer almış,19.03.1954 tarihli İnsan Haklarını ve Ana hürriyetlerini Korumaya Dair Sözleşmenin 11/1 maddesinde ise; “Herkes asayişi ihlal etmeyen toplantılara katılmak, sendika tesis etmek, sendikalara girmek hakkına sahiptir.”Hükmüne yer verilmiştir. Belirtilen uluslar arası sözleşmelerin ortak paydası, sendikal özgürlüklerin kullanılması örgütlülüğün sağlanması noktasında hiçbir ayrıma yer vermemesidir.

Bu nedenle Anayasamızın 51. maddesi hükmünde yer alan ifadenin “Çalışanlar, emekliler ve işverenler, üyelerinin ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için önceden izin almaksızın sendikalar ve üst kuruluşlar kurma, bunlara serbestçe üye olma ve üyelikten serbestçe çekilme haklarına sahiptir.”şeklinde değiştirilerek, emeklilerin de sendika kurma hakkına sahip olması ve sendikaların her alanda üyelerinin ekonomik ve sosyal haklarını geliştirmek için faaliyet yürütmeleri sağlanmalıdır.

· Ekonomik ve sosyal hayatımızı zenginleştirecek, özgürlüklerimizi genişleterek milletimizin önünün açılması,

· En temel insani haklardan olan eğitimde fırsat eşitliğinin ve eğitim özgürlüğünün önündeki bütün engellerin kaldırılması,

· Din eğitiminin anaokulundan itibaren anayasal güvence altına alınması,

· YÖK’ün üniversiteleri tahakküm altına alan ve öğretim üyelerinin kendi rektörünü ve dekanını seçme özgürlüğünü tanımayan uygulamaları mutlaka kaldırılmalı ve YÖK’e sadece yüksek öğretimi koordine ve planlama görevi verilmeli,

· Üniversiteler idari ve mali özerkliğe kavuşturulmalıdır.





Sonuç

Anayasa değişiklikleri toplumsal bir gereksinimden kaynaklanmalı, anayasa değişikliği toplumun her kesimince tartışıldıktan sonra hayata geçirilmelidir. Türkiye Kamu-Sen olarak, 1982 Anayasası’nın gelişen zaman içinde toplumumuzun ihtiyaçlarına cevap veremediği ve Anayasa’nın değişmesi gerektiği düşüncesindeyiz. 1982 Anayasası’nın merkezine insanı ve özgürlüğü alan bir anlayış içinde ancak Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran iradeyi tartışma konusu haline getirmeden, devletimizin şekli ve temel nitelikleri üzerinde operasyon yapmaya yeltenmeyen, Anayasanın başlangıç bölümündeki ilkelere sadık kalınarak ve Kamu Çalışanlarının sendikal haklarının önündeki engelleri kaldırarak yapılacak Anayasa değişikliğine, Türkiye Kamu-Sen olarak her zaman taraftarız.

AHMET SÖZÜDOĞRU

TÜRK EĞİTİMSEN ÇORUM ŞB.

GENEL SEKRETERİ




Haber Yorumları
Yorum Ekle
Bu habere henüz yorum yapılmamıştır, ilk yorum yapan siz olun.
 Diğer Haberler
 
Yazarlar
Anket
Memurlara Tatmin Edici Bir Zam Yapılacağına İnanıyor musunuz?
Evet inanıyorum
Hayır inanmıyorum
Namaz Vakitleri
İmsak
3:46
Güneş
5:36
Öğlen
13:08
İkindi
17:02
Akşam
20:26
Yatsı
22:07
Tarihte Bugün
1969 Apollo Projesi: Apollo 10 fırlatıldı.
Çok Okunanlar
Çok Yorumlananlar
Videogaleri
Fotogaleri
Finans
İMKB 100
56543
USD ALIŞ
1.8300
USD SATIŞ
1.8400
EURO ALIŞ
2.3170
EURO SATIŞ
2.3320
POUND ALIŞ
2.8660
POUND SATIŞ
2.9150
ALTIN ALIŞ
92.8180
ALTIN SATIŞ
93.3660
Hakkımızda | Künye | Reklam | İletişim | RSS
Bu sitede yayınlanan içeriğin her hakkı Yüce Türk Milletine aittir.Kaynak gösterilerek yayınlanması hüsn-ü zandandır.2009-2011
Yazılım: Haber Sitesi Kur