Ata yurdun bozkırlarında-1 Atalarımızın göçü binlerce yıl öncesinde başlamış ve binlerce yıl sürmüştü ama biz onların bıraktığı izlere Pekin’e kadar on saat, Pekin’den Ulan Batur’a iki buçuk saat uçarak varacaktık...
5 Ocak 2012 Perşembe 22:56
Türklüğün doğduğu Orhun’a gidiyoruz...
Atalarımızın göçü binlerce yıl öncesinde başlamış ve binlerce yıl sürmüştü ama biz onların bıraktığı izlere Pekin’e kadar on saat, Pekin’den Ulan Batur’a iki buçuk saat uçarak varacaktık... Yine de çok uzun bir yolculuk ama atalarımızın binlerce yıl süren göçünü, Türkçeyi uçsuz bucaksız bozkırlara diktikleri bengü taşlardan alarak Anadolu’ya getirmeleri, binlerce yıllık akıştı ve bu akışın kaynağına, Orhun’a gidiyorduk...
En güzide eserler Moğolistan’ın başkenti Ulan Batur’daki “Milli Müze”, Türk tarihi açısından büyük önem taşıyor. Türk tarihinin, Hun - Göktürk - Uygur dönemine ait en güzide eserleri bu müzede sergileniyor.
Uzak... Bu kelimeyi hiç bu kadar düşünmemiş, yaşamamıştık, bakışlarımızdan, duruşumuzdan belli oluyordu. Burak ve ben, Atatürk havalimanında Pekin uçağının son bekleme salonunda oturuyor ama içimizde sonsuz bir heyecanı yaşıyorduk. Ata yurtlarımıza gidecektik. Dünyanın çok küçük olduğunu ilk olarak bu kadar yakından tanıyacaktık. Onların göçü binlerce yıl öncesinde başlamış ve binlerce yıl sürmüştü ama biz onların bıraktığı izlere Pekin’e kadar on saat, Pekin’den Ulan Batur’a iki buçuk saat uçarak varacaktık. Yine de çok uzun bir yolculuk ama atalarımızın binlerce yıl süren göçünü, Türkçeyi uçsuz bucaksız bozkırlara diktikleri bengü taşlardan alarak Anadolu’ya getirmeleri, binlerce yıllık akıştı ve bu akışın kaynağına, Orhun’a gidiyorduk... Servet Somuncuoğlu bizi uğurlarken birkaç cümle söyledi; “Uzak diye bir yer yoktur, siz isterseniz her yer yakındır. Her yolun ve her yolculuğun kendine has hikayesi, macerası vardır, bunlar sadece sizindir, size aittir. Burak, sen iyi fotoğrafla, Selda, sen de iyi bir yazı ile dönersen paylaşacak bir şeyiniz olur. Unutmayın, artık yol da, yolcu da sizsiniz. Bizden önce varacaksınız, ata ruhlarımıza selam söyleyin...” dedi. Artık yol da, yolcu da biziz diyorduk. Pekin’de zorlu zamanlar yaşadık. Oldukça yorgun bir şekilde Ulan Batur’a ulaşmayı başardık. Servet Somuncuoğlu, daha ilk saatlerde bile haklı çıkmıştı, saçlarına ve sakallarına aklar düşmüş, yüzünde sürekli sert ve kararlı bir ifade ile tanıdığım, Türk coğrafyasında ayak basmadık yer bırakmamış yılların kurt gezgini, oğlu Sencer Burak’la birlikte beni yola salarken demek ki en vurucu olanı, yaşadıklarının en özünü söylemişti bize... Daha ilk günün sabahında erkenden kalkarak Moğolistan’da yaşayan Kazak Türklerinden olan arkadaşımız Arganbek Khairat’ın rehberliğinde Ulan Batur’u gezmeye başladık. İlk olarak Ulan Batur Milli Müzesi’ne gittik. Müzenin ilk katı “Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı” (TİKA)’nın desteği ile hazırlanmış Türk dönemi eser ve parçalarından oluşuyor. Sonsuz bozkırlarda, bozkıra hayat veren nehirlerin kıyılarındaki vadilerde büyük bir heybetle duran yazıtları, balbalları görüyoruz. Daha önce kitaplarda okuduğumuz, fotoğraflarını gördüğümüz eserler karşımızda duruyor, heyecanlanıyoruz... Burak Somuncuoğlu, bir yandan eserlerin fotoğraflarını çekiyor, eserlerle ilgili Moğolca yazılmış bilgileri Arganbek Khairat Türkiye Türkçesine aktarıyor ve ben not alıyorum. Göktürk döneminden Taryat yazıtı, Uygur dönemine ait bir yazıt, Bugut dikili taşından bir parça, Türk eserlerine dair sergilenen örneklerden bazıları. Yazıtların ve balbalların her biri insana sanki bir hikâye anlatıyor... Tek tek eserleri incelerken Kül Tegin’in büstünü, Bilge Kağan’ın ve iki hükümdarın eşlerinin başsız heykellerini görüyoruz. Atalarımızın bize bıraktığı bu izler, insanlık tarihinin ortak mirası artık ve biz bundan gurur duyuyoruz. Kazı çalışmalarında çıkarılan Bilge Kağan hazinesine ait altın ve gümüşten parçalar da tüm güzellikleri ile sergileniyor. Günlük yaşamda kullanılan aletler, at koşum malzemeleri de müzede sergilenenler diğer parçalar arasında yer alıyor. Müzede ilk heyecanlarımızı yeniyoruz, biz buralara Atalarımızdan kalan izleri görmeye geldik, onlara dokunmaya geldik. Bu heyecanı da yaşadık. Biliyoruz ki yaşayacağımız çok şey var daha ama insanın çok uzakta diye bildiği, görmeyi hayal bile edemediği bir mirasa dokunması, yanına kadar gitmesi mümkünmüş, bunu öğrendik.
ULAN BATUR Ulan Batur, modern bir şehir görüntüsü ile bizi karşılıyor, ancak bu modernizmin altında ne yazık ki küreselleşmenin yok eden, yiyip bitiren etkisi hemen görülüyor ve büyük tahribatları var. Özgür bozkırlarından kopup gelen insanlar burada sonsuz bir hiçlik denizine yuvarlanıyor, dikkatli bakışlarla bunu sokaklarda, caddelerde görmek mümkün. Alışveriş yapılan çarşıları dünya markalarının şaşalı tabelaları istila etmiş durumda. Bunların hemen hemen hepsi Moğollara ait ama markalar hep yabancı, isimleri de çoğunlukla İngilizce yazılmış durumda. Moğolistan’a çok fazla turistin gelmesi markaları ve isimleri masum kılmıyor bizim için, gezgin gittiği ülkenin şartlarını kabul ederek yola çıkmış insandır. Ayrıca kimse kimseye hoş görünmek için dilinden ve kendi töresinden vazgeçmemeli. Fakat bu çark hep tersine işliyor, bizde durum çok mu farklı sanki? Burak’la Pekin’den Ulan Batur uçağına bindiğimizden itibaren Batılı turistlerin yoğunluğunu fark etmiştik zaten ve son yıllarda Moğolistan’a karşı bu sonsuz ilgi neden? Turistler yalnızca tatil için gelmiyorlar buraya, pek çoğu araştırma ya da inceleme yapmak için geliyorlar. Moğolistan’ın yer altı madenlerini çıkaran tesisler genelde yabancı firmalara ait, örnek vermek gerekirse Belçika ve Kanadalı şirketler altın çıkarıyorlar!!! Moğolistan, dünya büyükleri tarafından keşfedilmemiş bir cevher gibi görülüyor, bu sebeple yabancılar bir yandan ülkenin önemli sektörlerini işletirken diğer bir yandan da arkeologlar ve tarih araştırmacıları, bu topraklarda kendi geçmişlerine dair izler arıyorlar. Çünkü kendi tarihlerine dair izler bulmaları durumunda diplomasinin “tarihsel öncelik hakları” karinesi devreye giriyor ve öncelik hakları kazanılıyor. En çarpıcı örneklerden biri ise Monaco Prensliğinin Moğolistan’a karşı sonsuz ilgisi...
Kültigin büstü Doğu Göktürk Kağanlığı’nın en ihtişamlı döneminin büyük devlet adamı, askeri dehası ve komutanı Kültigin büstü Ulan Batur Müzesi’nde sergileniyor... Anıtlarda yaşayan tarih Moğollar için uzak ve yakın tarihlerine sahip çıkmak çok büyük önem taşıyor. Tarihlerinin önemli isim ve olaylarını anlatan bir çok anıt yükseliyor Ulan Batur ve çevresinde...
Bu sitede yayınlanan içeriğin her hakkı Yüce Türk Milletine aittir.Kaynak gösterilerek yayınlanması hüsn-ü zandandır.2009-2011 Yazılım:Haber Sitesi Kur