İçimdeki Ses... Yaşayacağım… Yaşayacağım ve mutlu olacağım. Ama asla alışmayacağım. Hiçbir şeye alışmayacağım ve o şey elimden kayıp gittiğinde hayal kırıklığına uğramayacağım. 21 Kasım 2011 Pazartesi 21:18
Yaşayacağım… Yaşayacağım ve mutlu olacağım. Ama asla alışmayacağım. Hiçbir şeye alışmayacağım ve o şey elimden kayıp gittiğinde hayal kırıklığına uğramayacağım.
Belki geçmişte hatalı çok şeyler yaptım ama geçmişimi silmeyi hiç istemedim. Kim geçmişini siliyor, buna kimin gücü yetiyor ki…
Belki acı çekmişim, terk etmiş dostlarım, sevdiklerim ihanet etmiş, ayrılıklar görmüşüm. Ama ne çıkar! Ne çıkar değer mi kötü geçen bir gün için bir ömre küsmeye ve bir gün de olsa, bir an olsa geçmişten bir yaprağı silmeye? Yüreğimde yarınlara bir umut filizlenmişken; henüz çok genç yaşımda, doyasıya sevmek, sevilmek isterken, bir küçük kelebek, bir çiçek dahi hayat mücadelesi verirken, yaşama ümidi kalmamış bir hasta son demlerinde bile geçmişini düşünüp mutlu olurken, geçmişin sayfalarını bir bir çevirip o anları yeniden yaşarken, ben neden o sayfaları koparayım ki? Yarınlarıma güveniyorum. Çünkü inanıyorum. İnanılmadan hiçbir şeyin başarılamayacağını da biliyorum. Hayallerim var. Belki olmayacak hayaller. Belki muhafızlarıdır hayallerimin acımasız devler… Yedi başlı ve simsiyah… Ama ben yinede koşuyorum o hayallerin peşinden. Tarifsiz bir heyecanla ve çocukça bir neşeyle. Onu yakalayamayacağımı bilsem de koşuyorum. Sanki elimi uzatsam yakalayacakmış gibi. Bu değil midir inanmak?
Yalnız kaldığım zamanlar şiir okumak isterim hep. Ama kime? Belki aynalara… Belki de yalnızlığıma… Sonra dinlemeye başlarım her sesi. Rüzgârın esişini dinlerim, bebeğin ağlamasını, bazen de yüreğimi. Yüreğim söyler bana yürümemi, nefes alanı sevmemi. O da yol alır benimle. Beraber geçtiğimiz yollarda birbirinden bağımsız binlerce düşü görürüz, mutluluğu buluruz çoğu zaman, aşkı yaşarız taaa en derinden, başarıyı yakalarız zirve denilen yerinden. Her şeye vakit var aslında şu hayatta. O yüzden sürmeli yürüyüş ta ki yoruluncaya kadar. Ama çoğu zaman sabırsızdır ruhum. Sonsuz fırsatların içinden, kendine en güzel olanı seçer hep, tüm açlığı ile. Soyutlayamaz güzeli kendinden, başaramaz.
Sonbahar mevsimini hiç sevmem. Eğer ki sabah uyandığımda ağaçlardaki yapraklar dökülmeye başlamışsa, eskisi kadar ısıtmıyorsa güneş, kuşlar yeni ufuklara kanat açmışsa, çıkar ısıtacak güneşi ararım çoğu zaman.
Sonra bir ses duyarım taaa derinlerden “Zaman acımasızdır, zaman kalleştir, ama ömür o kadar kısa ve hayat öylesine güzel ki, içinde her gün için bir umut beslesen yeter. Aslında hayat her şeye rağmen yaşamaya değer.’’ diyen.
İşte her sonbahar sabahı bu sesle meydan okudum nedenini bilemediğim acımasızlıklara, anlamlandıramadığım hainliklere ve yedi başlı simsiyah devlere.
Peki, neydi o? Sadece bir ses mi? Öylesine destanî, öylesine etkili. Acaba nerede gizli?
Kim bilir belki, gökyüzünde bir buluttu. Belki beyaz bir güvercinin tüyüydü. Okyanusun dibindeki bir kum tanesiydi belki de. Yoksa yoksa taaa kendisimiydi yüreğimin.
Bu sitede yayınlanan içeriğin her hakkı Yüce Türk Milletine aittir.Kaynak gösterilerek yayınlanması hüsn-ü zandandır.2009-2011 Yazılım:Haber Sitesi Kur