Kadına Şiddet ve Eğitimcilerimiz Bu ülkede kadına şiddet görüntüleri ile karşılaşıyorsak;eğitimcilrin meyvesi olan öğrenciler çamura düşmüş demektir.Kadına şiddet konusunda biz eğitimcilerinde vebali vardır. 21 Aralık 2011 Çarşamba 10:10
Bu mesleğe ilk adım attığım 1991 yılından beri hep şunu düşünmüşümdür.Bu ülkede insanlık ve iyilik adına,güzellik adına ne varsa öğretmenlerin eseridir.Yine insan onuruna yaraşmayan,insanlık dışı her ne varsaorada da öğretmenlerin/eğitimcilerin bir kusurunu aramışımdır.Eğitim çarkının döndüren eğitimcilerin bir yerde çarkın dönmesine müdahale etmesi gerekirken etmediğini,yapılması gereken bir görevi yapmadığı için bu olumsuzlukların yaşanmasında karınca kararınca önce kendi kusurumu arar,sonra da meslektaşlarımın kusurlu davrandığına inanırım.
Toplumu inşa etmenin eğitimden başka bir yolu yoktur.Gücünün farkında bir öğretmen eğer isterse gerçekten dokunduğu yerlerde güller açtırır.Güneş gibi ışığıyla gittiği yeri aydınlatır,ısıtır…Gücünün farkında bir öğretmen görev yerindeki çocukların tutunacak dalı,hayat kaynağıdır.Eğitimi,terbiyesi,insanlık sevgisi,ülkesine, bayrağına, milletine ve vatanına bağlılığı ile yetiştirdiği tüm çocuklara tatlı meyve aşıları yapan bir aşı ustasıdır.
Türkiye’mizde okul öncesi eğitimi işin içine katıp hesapladığımızda tam tamına çocuklar ortaöğretimi bitirene kadar on üç yıl süreyle öğretmenlerin elindedir.Beş yaşında ele aldığınız çocuklar en az 17-18 yaşına kadar elinizdedir.Bu on üç yıl eğitimi okulun açık olduğu günleri hesaplayarak ele aldığınızda tam tamına çocuğun altı buçuk yılı okulda ve öğretmenlerin elinde geçmektedir.
Bu kadar sürede bir öğretmen eğer gerçekten görev şuuru ile sevgi dolu kalbini çocuklarla bütünleştirir ve onları eğitmeye çalışırsa, başaramayacağı bir şey olduğuna inanmıyorum. Önemli olan çocuklarla bir sevgi bağı, ortak bir sevgi dili oluşturdunuz mu? Oluşturduğunuz bu sevgi bağı ne kadar güçlü? En önemlisi bu sevgi bağı sürdürülebilir mi? Okuldan mezun ettiğiniz çocuklarla on yıl sonra karşılaştığınızda yanına koşup, sıcak bir “Merhaba” diyerek elini uzatabiliyorlar mı? Yoksa sizi gördüğünde yollarını, güzergâhlarını, mekânlarını mı değiştiriyorlar?
Sözü son zamanların en acıtan, en inciten, en çok kanatan ,iflah olmaz yarasına getireceğim.
Bu yaranın adı “KADINA ŞİDDET”tir. Geçtiğimiz günlerde Türk Televizyonlarında yayınlanan görüntü İzmir’den geldi ve Türk milletinin istisna tüm fertlerini üzdü.
*Kadın bizim inancımızda anadır, Cennet ayaklarının altına serilmiştir. Saygı duyulur, elleri ayakları öpülür.
*Kadın eştir. Bir elmanın yarısı gibi aile denen kutsal yuvanın iki direğinden birisidir.
*Kadın kız kardeştir, azizdir, onurdur, korunur, sevilir…
*Kadın kendini insan diye tanımlayanlar için naif, nazik, duygusal, ince, bir varlıktır.
O’na her ne sebeple olursa olsun el kaldıran, döven, şiddet uygulayanlar ise bırakın Müslüman olmayı, kâinatın efendisine ümmet olmayı, insan bile olamazlar. Sevgi insan fıtratı, vahşet hayvanat fıtratının nişanesidir.
Biz eğitimciler olarak işimizi iyi yapmadığımızı düşündürdü bu manzara bana…
On üç yıl okula gelen, tam altı buçuk yıl öğretmenler ile birebir eğitim yapan çocuklar nasıl oluyor da, bu kadar şiddet yanlısı olabiliyor ve bir kadını böylesine darp edebiliyorlar. Bu şiddetin Emniyet Camiasında sorgulanması gerektiği kadar da Milli Eğitim Bakanlığı, Kadın ve Aileden Sorumlu Sosyal Politikalar Bakanlığı uzmanlarınca da sorgulanması gerektiğine inanıyorum.
Hiçbir şey öğretemedik ise, insanlara salt insan oldukları için saygı duymayı da mı öğretemedik?
Kadınlara el kaldırılamayacağını da mı öğretemedik?
Bayanlara karşı nazik davranmanın bir insanlık ve medeniyet göstergesi olduğunu da mı öğretmedik?
Eğer empati yapmak gerekiyorsa eğitimcilerin ve Emniyet mensuplarının empati yapması gerekir.
Bir an için o şiddete uğrayan kadının anneniz, kız kardeşiniz, eşiniz olduğunu düşünün…
Siz de benim gibi eğitimciliğinizden ve insanlığınızdan utandınız değil mi?
“Düşüncede inat ve davranışlarda şiddet aptallığın en açık göstergesidir.” Der bir düşünür.
Bu resme bakarak bu davranışa başka bir karşılık bulabilen varsa buyursun söylesin de Türk Dil Kurumu lügatına girsin.
Ne dersiniz öğretmenler/eğitimciler bu manzara da bizlerin de bir payı yok mu?
Yapacağımız işler, bu ülkenin çocukları, gençleri ve büyükleri için yapmamız gerekenler bitti mi?
Yirmi birinci Yüzyıl Türkiye’sine böyle bir manzara yakıştı mı?
Yazıyı okuyan öğreten arkadaşlarımızın bu da mı bizim suçumuz dediklerini duyar gibiyim.
“Meyvesi çamura düşüyor diye ağaca mı lanet okunur” diyeceklerini de biliyorum. Ama bizi eğitimciyiz. Bir meyvenin dahi çamura düşmesine rıza gösteremeyiz. Ya meyveyi yeni aşılarla tatlı yaparız ya da çamuru kuruturuz…
Onların tüm çabalarının bu yönde olduğunu biliyorum…
Gücünün farkında şuurlu, bu ülkenin çocukları için gece gündüz İYİ ŞEYLER yapmanın planlarını yapan öğretmenlerimize binlerce selam…
Bu sitede yayınlanan içeriğin her hakkı Yüce Türk Milletine aittir.Kaynak gösterilerek yayınlanması hüsn-ü zandandır.2009-2011 Yazılım:Haber Sitesi Kur