Milli-Manevi Şahlanış Gençliğe Hitabe kaldırılamaz tepkisine karşı Milli Eğitim eski bakanımızın ‘Ayet değildir.’ Açıklaması, 19 Mayıs kutlama programları ile ilgili başlayan ve milli değerleri hedef alan düzenlemeler silsilesinin ardı arkası kesilmeden devam edeceğini düşündürmektedir. 3 Şubat 2012 Cuma 10:23
Ayet değildir, gerekçesini sunarak andımızı ya da gençliğe hitabenin kaldırılabilirliğini kamuoyuna açıklamanın bundan sonrası için hayırlı olayların habercisi olmadığı muhakkak. Gelinen bu noktayı bundan 5 yıl önce öngöremez iken şuanda gelinen bu nokta normalleşmenin ürünü olarak değerlendirilmektedir. Milli değerlere, kamuoyu nezdinde bakışın ne denli tersine çevrildiğini görmek, milli değerlere ve yüce Atatürk’e bağlı insanları derinden üzmektedir.
Ayet değildir, açıklaması nelere gebe bırakılıyor? Bu gelinen noktanın en ileri noktasında neler var? Bu iki sorunun cevabı nihai adresi tarif etmektedir aslında. Nihai adres tarifine göre hareket ettirilmek istenen Türk halkı, adrese göre hareket etmemesi ve gerekli tepkiyi vermesi için bir an evvel olayların nihai gidiş noktasının farkına varmalıdır. Olayların farkına varabilen bir kamuoyu oluşturmak için kamuoyuna gerekli izahatın yapılmasını ise mühim görmekteyim.
Gelinen bu noktanın öncesinde andımızı ve gençliğe hitabeyi kaldırma fikrini ilk dile getiren ve gündeme taşıyan kimlerdi? Mümtaz çocuk Mümtazer TÜRKÖNE ile star gazetesi yazarı Mustafa AKYOL idi. Bu iki köşe yazarı kamuoyunun bu iki konuya karşı tepkisini ölçmek için konuyla alakalı fikirlerini sunmuşlardır. Basının dikkatini çeken yazarlar konuya ilişkin fikirlerinin de basında yer buluşunu görünce öncelikli amaçlarına ulaşmış oldular. Sırada, gündeme oturan beyanlarının kamuoyu nezdinde nasıl tepkiler toplayacağı bulunmaktaydı. Kamuoyundan alınan tepkinin şiddetsizliğini gören milli eğitim eski ve yeni bakanlarımızın konuya yazarların tıpkısı gibi bakmaları kamuoyunun harekete geçmesini bu saatten sonra zorunlu kılmıştır. Bakanlarımızın konuya ilişkin beyanlarından da anlaşılacağı üzere sanki kamuoyu sistematik bir şekilde bundan sonrası için olup biteceklere hazırlanıyor. Ayet değildir ve içselleştirilmeli gibi açıklamalarla yapılma ihtimali yüksek değişikliklerin nihai adresi pek hayırlı görünmüyor. Niye mi? Şöyle ki:
Ayet değildir, diye gerekçe sunarak bu ülkede istiklal marşını kaldırabilirsiniz. Ayet değildir, diye gerekçe sunarak bu ülkede Atatürk’ün sözlerini yasaklayabilirsiniz. Ayet değildir, diyerek bu ülkede anayasa başta olmak üzere tüm yazılı mevzuatı kaldırabilirsiniz. Ayet değildir, diyerek misak-ı milli sınırlarını yok sayıp sınırları kaldırabilirsiniz. Ayet değildir, diyerek İmralıdaki caniyi özgür hayatına buyur edebilirsiniz. Ayette değildir, diyerek de TBMM’yi de feshedebilirsiniz. Ayet değildir, diye diye en sonunda ayetlerle her şeyi düzenlersiniz. Ortada ise ne laiklik, ne cumhuriyet, ne de ulu önder M. Kemal Atatürk kalır. Bu nokta nihai noktadır işte.
Ayrıca son olarak şunu belirtmek isterim ki hem eski hem de yeni bakanımız kamuoyunda yaptıkları konuya ilişkin açıklamalarıyla tartışılmaktadır. Açıklamalarında öne çıkan içselleştirilmeli ve ayet değildir, ifadelerinden yola çıkarak da şunları söylemek isterim.
1- Manevi değerler de, milli değerler de topluma öğretilmeden oluşmaz. 2- Milli değerler de, manevi değerler de topluma öğretilir ve sonrasında içselleşmesi beklenir. 3- İçselleşme sürecinde ise milli değerler için kutlama-anma programları ön plana çıkar. Manevi değerler için ise kandiller ön plandadır. Bir nevi destekleyici unsurladır diyebiliriz. 4- Milli değerlerin oluşma aşamasında tarih sayfaları okutulur. Manevi değerlerin oluşma aşamasında din kitapları... 5- Milli değerlerin şahlanışıdır andımız, istiklal marşımız, gençliğe hitabemiz. Manevi değerlerin şahlanışıdır Kurandaki 6666 ayetimiz.
MİLLİ-MANEVİ ŞAHLANIŞ İLE KURTULUŞ MÜCADELESİNİ KAZANMIŞTIR TÜRK ULUSU.
Bu sitede yayınlanan içeriğin her hakkı Yüce Türk Milletine aittir.Kaynak gösterilerek yayınlanması hüsn-ü zandandır.2009-2011 Yazılım:Haber Sitesi Kur