Tasavvuf İnsanlığa Ne Vaat Ediyor-3 Bir irşad ve ahlak yolu olarak tasavvuf aynı zamanda İslam kültür ve medeniyetinin gelişmesine ve yayılmasına çok büyük katkılarda bulunmuştur. Tasavvuf düşüncesini ve tekke geleneğini göz ardı ederek İslam tarihini ele almak mümkün değildir. 17 Ocak 2012 Salı 17:44
Tasavvuf ve Müslüman toplumlar Tasavvuf bugün İslam toplumları için de bir irşad ve ıslah yoludur. Kabul edelim ki islam dünyasının siyasî, ekonomik, sosyal pek çok sorunları var. Yüzyıl Öncesine kıyasla İslam ümmeti yavaş yavaş ayağa kalkmakta ve yeni bir uyanışın işaretlerini vermektedir.
Fakat daha almamız gereken çok mesafe, çözmemiz gereken çok mesele var. islam’ın izzet ve şerefini korumak ve yüceltmek için atmamız gereken adımlar var.
Şimdi bu adımları nasıl atacağız? İslam toplumlarında barış ve huzuru nasıl tesis edeceğiz?
Bunları siyasî ve toplumsal mühendislik meseleleri olarak görmek büyük bir hatadır. Bu sorunların halli toplumsal mühendislik yahut daha fazla zenginlik ve refahtan geçseydi, ileri sanayi toplumlarının hiçbir sorunu olmazdı.
Bunlar, temelde ahlaklı ve erdemli insan yetiştirmekle üstesinden gelinecek sorunlardır. Tasavvuf, insanın bu yönüne odaklandığı için bugün de değerini ve önemini korumaktadır.
Müslüman toplumlarda var olan sosyal ve ahlakî hastalıkların çözüme kavuşturulmasında tasavvuf çevreleri çok önemli bir görev ifa etmektedir. Derleyen, toparlayan, barıştıran, birleştiren misyonuyla tasavvuf, doğudan batıya, Türkiye’den Mısır’a, Fas’tan Endonezya’ya islam coğrafyasının her köşesinde barış ve huzurun, saygı ve müsamahanın zeminini güçlendirmekte ve böylece toplum hayatımıza hayatî katkılarda bulunmaktadır.
Selefilik ve modernizmadına, bazıları bu katkıyı takdir etmeyebilir. Hatta bazıları islam toplumlarının geri kalmışlığını tasavvufa mal etmeye kalkabilir. Bu cahilce yaklaşımlara verilecek en güzel cevap, biraz tarih okumak ve tasavvufun islam medeniyetine yaptığı katkıları incelemelerini tavsiye etmektir.
Tasavvuf modern insana ne vadediyor?
Modern insan aslında varlık ile yokluk arasında bocalayan bir özne. Bir tarafta insanlık tarihinin hiç görmediği kadar geniş imkanlara sahibiz. Modern bilim ve teknoloji, dünyayı küçük bir köy haline getirdi. Ülkelerin elinde yüz milyarlarca dolarlık kaynak var.
Ama buna rağmen dünyada o kadar çok adaletsizlik, zulüm, savaş, haksızlık, açlık, salgın hastalık var ki insan bu acziyet karşısında şaşakalıyor. İnsanlık varlık içinde yokluk çekiyor.
Fakat asıl önemlisi, bu kadar maddi varlık ve imkan, insanı daha mutlu, daha mutmain, daha kanaatkar, daha adil ve paylaşımcı yapmıyor. Tersine, daha fazla kazanç kar ve iktidar hırsı insanı insanlıktan çıkartıyor, onu bir canavar haline getiriyor. Kendi basına bırakıldığında bu canavar sadece adalet üretmiyor: tersine savaş ve zulüm yapıyor. Kendine zarar vermenin ötesinde bütün insanlığı ortadan kaldıracak, yeryüzünün sonunu getirecek kitle imha silahları, biyolojik kimyasal silahlar yapabiliyor. Bunları kullanabiliyor.
Bu canavara kim nasıl dur diyecek? Ülkelerin ve uluslararası kurum ve kuruluşların atacağı tedbirler ancak bir noktaya kadar etkili olabilir.Siyasî ve ekonomik yaptırımlar kısmen işe yarayabilir. Yirminci yüzyıl, yarım kalmış ve akamete uğramış onlarca böyle girişimle dolu.
Asıl yapılması gereken bir zihniyet devrimidir.Hayata, varlığa, tabiata, insana, çevremize diğer insanlara bakışımızı köklü bir şekilde değiştirmeden insan onuruna yakışır ve adalete dayalı küresel bir düzen kurmak mümkün olmayacaktır.
Tasavvufun maneviyat ve ahlak yolu, bu zihniyet devriminin ipuçlarını bize vermektedir, iç huzuruna kavuşmuş, çevresiyle, tabiatla ve Rabbiyle barışık insanlar ancak yeni bir dünya düzeni kurabilir. Kendi iç disiplinini ve huzurunu tesis edememiş toplumların kurduğu bir medeniyet ve dünya düzeni ancak kaos, haksızlık ve gözyaşı üretir.
Maneviyat yolu olarak tasavvuf, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde insanlığa bir çıkış yolu sunmaktadır. “Ben kimim ve ne için varım?” sorusunun cevabını ne tek basına felsefe, ne siyaset yahut bilim verebilir. Bu soruların cevabını ancak ve ancak yüksek bir atıf çerçevesi içinde yani metafizik bir ilkeye bağlanarak bulabiliriz.
Bir tarafta nihilist, yani hayatın anlamından mahrum bir nesne haline gelen, öbür tarafta bir canavara dönüşen insanoğlunu dengede tutacak olan şey, onun uhrevî, ahlakî ve metafizik bir ilkeye tabi olması ve beşeriyetten insaniyet makamına yükselmesidir. Tasavvufun insanları davet ettiği ahlak ve irfan yolu, hem hayatımıza anlam katar hem de bizi ifrat ve tefritten, her tür aşırılıktan muhafaza eder.
Toplumda bir düzen inşa etmek için de ahlak ve irfan yoluna ihtiyacımız var. Ahlakî değerleri tefessüh etmiş, birbirine düşmüş, başkalarını düşman gören, onların zafiyetleri üzerine iktidar kurmaya çalışan bir toplumun barış ve huzur üretmesi mümkün değildir. Erdemli bir toplum ideali için çalışmak, adalet ve paylaşıma dayalı bir toplum düzeninin birinci şartıdır.
Erdemli toplum, özünde ahlakî bir toplum tasavvurudur. Yani toplumun adalet, hak, hukuk, eşitlik, paylaşım, saygı, cömertlik, emeğe saygı, yapılanı takdir etme gibi temel ahlakî ilkeler etrafında şekillenmesidir.işte bu ideale ulaşmak için de tasavvufun ahlak ve irfan yolunun kılavuzluğuna ihtiyacımız var.
İnsanlık maddi, ekonomik ve teknolojik olarak çok ileri noktalara gelmiş olabilir. Ama bu onun kemal mertebesine ulaştığı anlamına gelmez. Şu haliyle dünya, gittikçe hızlanan, hızlandıkça da parçalanma ihtimali artan bir araca benziyor. Son sürat giden ama istikametini bilmeyen, nereye ne için gittiğini idrak edemeyen bir araç, en nihayetinde kendi sonunu getirir.
Bu gidişe dur demek için çok sağlam ilkelere ve kurallara ihtiyacımız var. Bu ilkeleri kafamıza göre oluşturmak durumunda değiliz. Zira zaman ve mekan üstü bu ilkeler zaten mevcut. Önemli olan temiz suyu hangi kaynaktan alacağımızı bilmek.
Tasavvufun yüzlerce yıllık ahlak, irfan ve irşad yolu, işte bu temiz suyun menbaıdır.
Bu sitede yayınlanan içeriğin her hakkı Yüce Türk Milletine aittir.Kaynak gösterilerek yayınlanması hüsn-ü zandandır.2009-2011 Yazılım:Haber Sitesi Kur