Zorunlu Temel Eðitimde Yeni Düzenlemeler Yapýlýrken Beþ yýllýk zorunlu eðitim sekiz yýla çýkmak suretiyle halkýn eðitim seviyesi yükselecek, ekonomi düzelecek, millet topyekûn kalkýnacak, ilerleyecek ve Türkiye AB üyesi olacaktý.
25 Ocak 2012 Çarþamba 08:51
Abdulkadir SEZGÝN www.haberiniz.com16.8.1997 tarihinde kanun edilip, 18.08.1997 tarihinde resmi gazetede yayýmlanarak yürürlüðe giren 4306 sayýlý kanun Türk Milli Eðitiminde önemli deðiþiklikler yapýlýyordu. Beþ yýllýk zorunlu eðitim sekiz yýla çýkmak suretiyle halkýn eðitim seviyesi yükselecek, ekonomi düzelecek, millet topyekûn kalkýnacak, ilerleyecek ve Türkiye AB üyesi olacaktý.
Artýk ilkokul çocuklarý yaþlarýna bakýlmaksýzýn, sabah yataklarýndan kalkar kalkmaz, kaç kilometre ilerde baþka bir köye giderek, okuyacaklardý. Buna “Taþýmalý Eðitim” deniyordu.
Uygulamanýn yaygýn olarak baþladýðý iki bin yýlý baþlarýnda, kim, nasýl ve niçin taþýyacaktý? Türkiye’nin coðrafi ve iklim þartlarý buna uygun muydu? Bu konuþulmamýþtý bile, aslýnda konuþmaya ihtiyaç da yoktu.
Birilerine göre, bu memlekette her türlü eðitime, okumaya karþý olan milliyetçi, muhafazakâr, baþka deyiþle “irticacý” bir kesim bundan rahatsýzdý. Onlar rahatsýzsa, yapýlanlar doðruydu.
Aydýnlar, yazarlar, gazeteciler ve TV tartýþmacýlarýnýn alkýþlarý arasýnda çýkan kanun çýktý ve uygulama ciddi anlamda deðerlendirilip, eleþtirilmeden yürürlüðe girdi,
Bunun çok ciddi problemlere sebep olacaðýný bilen eðitimcilerin bir kýsmý da “28 Þubat süreci”olarak bilinen “post-modern darbe” sebebiyle kapalý odalarda konuþsalar da, kimseye sesleri ulaþmamýþtý.
Uygulamanýn ilk baþladýðý 1998 kýþýnda, kalorifersiz köy minibüsü ya dereyi geçerken suyun ortasýnda bozulup kaldý veya karlý bölgelerde buzda kayýp, yan yatýnca çocuklarý donma tehlikesi atlatan anne babalar, çocuklarý ile yanlarýna alabildikleri bazý eþyalarla ilk fýrsatta, önce il veya ilçedeki yakýnlarýnýn evine göçmüþtü. Peþinden de bulabildikleri kiralýk bir eve yerleþerek, çocuklarýný saðlýk ve güvenlik içinde gözlerinin önünde okutmayý seçtiler.
Ülke genelinde yaygýn olarak görülen bu uygulama, köylerin boþalmasý, þehirlerin biraz daha köylüleþmesine ek olarak, köylerde tarým ve hayvancýlýðýn azalmasýna sebep olmuþtu.
Þu anda ithale dayalý tarým ürünleri ile et ve kurbanlýðýn da ithal mala kalmýþ olmasýnda taþýmalý eðitimin olumsuz katkýsý unutulmamalýdýr.
Müfettiþlik sebebiyle ülkemizi dolaþýrken gittiðimiz köylerdeki sýkýntýyý, yanlýþlarý ve gelecekte ödenecek faturalarý görmeye baþlayýnca, Eylül 2002 tarihinde baþta Sayýn Cumhurbaþkanýmýz olmak üzere devlet büyüklerine ve bazý siyasi parti baþkanlarýna “Türk sosyo – kültürel ve siyasal hayatýnda taþýmalý eðitimin olumsuz etkileri” konulu bir mektup yazmýþtýk.
Türk sosyo-kültürel hayatýnýn geliþmesi, sosyo – kültürel yapýnýn yükselmesi ve demokratik kültürün yerleþmesinde öðretmenin, özellikle de köy öðretmeninin fevkalade önemli bir yeri olduðu, “taþýmalý eðitim” düþünülürken bunun düþünülmediðine iþaret edilmiþti 1997 yýlýna kadar hemen her köye yol, okul ve ýþýk götürülmüþtü.Coðrafi ve iklim özelliklerine bakýlmadan köy okulu her zaman açýk tutulmuþ, tarým toplumu olan ülkemizde iþin az olduðu aylarda bile öðretmenler, görevli olduklarý köyde oturur hale gelmiþti. Kahvede, köy meydanýnda, düðünde, dernekte, medeni, kültürel geliþme ve anlayýþta, dünyaya bakýþta öðretmenin etkisi ve katkýsýnýn hissedildiði, herkesin öðretmeni örnek insan saydýðý anlatýlmýþtý. Muhtar, Ýmam, öðretmen üçlüsünün öncülük ettiði Ülkenin sosyal, kültürel, ekonomik ve diðer geliþmesindeki dengeye dikkat çekilmiþ ve öðretmenin yeniden köye gönderilmesini istemiþtim. Aradan on dört yýl geçti. Bu süre içinde köylerde tarým, hayvancýlýk ve çocuk kalmadý. Mýsýrdan sarýmsaða kadar pek çok tarým ürünü yanýnda canlý hayvan ve kurbanlýk ithali dahil pek çok zararý fiilen görülmeye baþlandý. Þimdi kesintisiz eðitimden vaz geçilerek kesintili eðitime dönüleceði, 4+4+4=12 yýllýk zorunlu eðitime geçileceði anlaþýlmaktadýr.
Medyada daha çok laikçi, ateizme yakýn insanlarýn iddiasýna göre bu düzenleme Ýmam-Hatip okullarý ile Kuran Kurslarýna öðrenci göndermek amaçlý ve stratejik- politik bir düzenleme gibi gösterilmektedir.
Biz bu kanaati paylaþmadýðýmýz gibi, doðru da bulmayýz. Bizim tahminlerimizin aksine bu iddiada bulunanlar haklý iseler, o konularda da hatýrlatmamýz gereken meseleler olduðuna dikkatlerinizi çekmek istiyoruz.
EÐÝTÝMÝN EKSÝK YANLARINDA HATIRLANMASI GEREKENLER
Ülkemizde “eðitim” sözünün yerli yerinde kullanýlýp kullanýlmadýðýndan emin deðilim. Eðitim, daha çok öðretim anlamýnda kullanýlýyor.
Yani yöneten de, öðreten de, eðiten de böyle bir yanlýþý yaþýyor.
Ýlköðretim, adý üstünde ilk öðrenilecek þeyleri öðreten bir faaliyettir. Ýlk öðrenilecek olanýn da okuma- yazma olduðunda kuþku yoktur. Daha sonra hayatýn bütün kademelerinde öðrenilecek her þeyi de içine almaktadýr.
Eðitim ise, insanýn yaþayacaðý hayat içinde ondan beklenen olumlu ve uyumlu davranýþlarý kazanmasýný saðlayan sosyal, kültürel, psikolojik, dinî, Ahlâkî ve diðer alanlarda ki davranýþ ve becerileri kazanmasý anlamýnda kullanýlmaktadýr.
Eðitim kelimesi kültürümüzde ve dilimizde yenidir, eskiden eðitim yerine, “Gazi Terbiye Mektebi” örneðinde olduðu gibi, “terbiye” kelimesi kullanýlýrdý.
Þimdilerde ise, terbiye kelimesi, daha çok terbiye almamýþ þeklinde, ahlaksýz anlamý için kullanýlmaktadýr.
Meslek kazandýrmaya yönelik yüksek okul ve fakültelerin bir kýsmýnda, ilahiyat fakültesi örneðinde olduðu gibi, eðitim verilmemiþ olmasý, -kasýtlý deðilse- bir zihin karýþýklýðýnýn eseri karýþýklýðýnýn eseri gibi anlaþýlmaktadýr.
Ýmam-Hatip lisesinde müzik, ilahiyat fakültesinde “dinî musiki” dersinde ”ezan okuma”yý öðretmeyen, yani ezan eðitimi vermeyen öðretim ne iþe yaramaktadýr?
Eskiden her minareden canlý insan sesi ile okunan ezanla il veya ilçe genelinde tek sesle merkezden okunan ezan ayný hazzý veriyor mu,dersiniz?
Öðretim, her çocuða verilmesi gereken zorunlu bilgiler yanýnda, insana lazým olan insanca davranýþlar, kuracaðý iþi veya mesleði ile ilgili eðitim de verilmelidir. Öðrenilen þeylerin uygulama ve tekrarlanarak yaþanýlabilir hale geldiði hatýrlandýðýnda, yeni düzenlemelerde bu husus mutlaka yer almalý, bütün öðretim kurumlarýnda eðitim aðýrlýklý olarak yer almalýdýr.
Öncelikli mesele budur.
Özellikle ilköðretim çocuklarla birlikte anne-babalarýn da eðitimine ciddi katkýlar saðlayabilir, hâle gelmelidir.
ÝMAM-HATÝP LÝSELERÝ MESELESÝ
Ýlk defa 1949-1950 öðretim yýlýnda, CHP tarafýndan açýlan Ýmam- Hatip Okulu; 4 yýllýk ortaokula dayalý 3 yýllýk lise þeklindeydi. Hem orta, hem de lise kýsmýnda okuldan mezun olacaklarýn genel olarak Ýmam-Hatip olacaklarý düþünülerek müfredat programlarý ona göre geliþtirilmiþti.
Ýmam-Hatip olarak görev yapacaklarý köy, kasaba veya þehirlerde önderlik edecekleri toplumun ihtiyaçlarý göz önüne alýnarak, son derece önemli olan “saðlýk bilgisi”, “kanun bilgisi” gibi dersler yanýnda meslekleri icabý bilmeleri gereken Kur’an, Arapça, Farsça, Hadis, Tefsir, Fýkýh, Kelam gibi meslek derslerine ilave olarak ortaokul ve lise müfredatý aynen okutulurdu. Eðitimi gerekli olan konularda gerekenler yapýlýrdý.
Ýmam-Hatip Okulunu bitirenlerden ciddi bir kýsmý lise sýnavlarýný da vererek farklý üniversitelere gidiyor, farklý alanlarda diploma alýyor, baþarýlarý sebebiyle de toplumda itibarlarý ve sevgileri artýyordu.
Bu itibar ve sevgi sebebiyle okullar öðrencileri almaz hale geldikçe de siyaset Ýmam-Hatip okulu sayýsýný artýrmak zorunda kalmýþtý.
1969 yýlýna gelindiðinde masonik ve kendilerini ilerici sanan çevrelerce, Ýmam-Hatip mezunlarý kendi varlýklarýna tehdit olarak görülmeye baþladý.
Yanlýþ hatýrlamýyorsam DPT projesi olarak Ýmam-Hatip Okulu mezunlarý “þu anda fiilen ne yapýyor” gibi bir proje çalýþmasý yapýlmýþtý. Kimse kuþku duymasýn diye de, Ýstanbul Yüksel Ýslam Enstitüsü Ýslam Tarihi Hocasý Merhum Sabri SÖZERÝ anket uygulamasý için görevlendirilmiþ, kendisine tek tek herkesin adresi verilmiþti.
Bu satýrlarýn yazarý o tarihte tiyatro ile meþguldü ve Necip Fazýl tarafýndan yazýlmýþ olan “Sultan Abdülhamid” adlý 3 perdelik bir melodramda, “Sultan”ý temsil ediyordu. Burdur ilindeki oyunu da seyreden Hocam, oyun sonrasýnda benimle de konuþmuþ ve anket doldurmuþtu.
Ýmam-Hatip mezunlarý aktörlük dâhil bilim, sanat, kamu yönetimi, týp gibi farklý alanlarda yer almýþtý. Bu fiili durum korkanlarýn korkusunu daha fazla artýrmýþ olacak ki, 12.Mart 1971 muhtýrasý sonrasýnda, Ýmam-Hatip Okulu tasfiye edilerek, orta kýsmý olmayan, meslek dersleri ve eðitim kýsmý azaltýlmýþ bir Ýmam-Hatip Lisesi açýlmýþtý.
Verdiði diplomada ise, “Ýmam-Hatip ve Lise Diplomasý” yazýyordu.
Üzülerek ifade etmeliyim ki, baþta Ýmam-Hatipler üzerinden siyaset yapanlar olmak üzere Ýmam-hatip okulu mezunlarý dernekleri, federasyonlarý, vakýf ve dernekler dahil hiç kimse bu yapýya itiraz etmemiþti.
Nerede ise, her üniversitede ilahiyat fakültesinin açýldýðý günümüzde Ýmam-Hatip Lisesine ihtiyaç olup olmadýðý özellikle tartýþýlmalýdýr.
DÝNÝN ÖÐRENÝLECEÐÝ YER OKUL
Cumhuriyet kurulduðunda, alýnan bir takým tedbirlerin, yeni Cumhuriyet’in korunmasý amacýna yönelik olduðu biliniyor. Bütün tedbirlere raðmen Merhum Atatürk Nutuk’ta “Bizde ruhbanlýk yoktur, hepimiz eþitiz ve dinimizin kurallarýný eþit olarak öðrenmek zorundayýz. Her birey dinini, din duygusunu, imanýný öðrenmek için bir yere muhtaçtýr; orasý da Okuldur” [1] demektedir.
Devleti yönetenlerin, devletin açtýðý okuldan rahatsýz olmalarý, bu okullarý varlýklarý veya kurumlarý adýna tehdit saymalarýný haklý gösterecek hiçbir ciddi dayanaðý olamaz.
“Demokratik, laik, hukuk devleti”, vatandaþlarýnýn her türlü ihtiyacýný karþýlayacak tedbiri almaktan sorumludur. Din ve vicdan hürriyetinin temel insan haklarýndan olmasý da devlete yetki ve sorumluluk yüklüyor, olmalýdýr.
Bu noktadan bakýldýðýnda Türk Milletinin büyük çoðunluðu Müslüman’dýr. Her Müslüman’ýn namaz kýlacak kadar Kur’an okumayý öðrenmesi de dinin inkâr edilemez, vaz geçilemez emir ve inançlarý arasýnda yer almaktadýr.
Bunun da okunup öðrenileceði yer, okul deðil midir?
Kendileri Müslümanlardan saygý bekleyen ateist(din tanýmazlar)lerin dindar insanlara saygý duymalarý da gerekiyorsa -ki öyle olmalýdýr- onlar da bu saygýyý öncelikle ve ýsrarla duymalý ve bunu aksettirmelidir.
Ýmam-Hatip Okulu veya lisesi meselesi, aslýnda camiye imam ihtiyacýndan çok, insanlarýn çocuklarýnýn dini bilgi almasý ve öldüklerinde hiç olmazsa Fatiha okumalarý amaçlýdýr. Devlet bu ihtiyacý mutlaka karþýlamalýdýr.
Bu gün bir kesimin rahatsýz olduðu “Cemaat ve Tarikat” organizasyonlarý da, dindarlarýn ihtiyaç duyduðu dini bilgi ve eðitiminin, çocuklarýna meþru ve rahat bir þekilde verilememesinden kaynaklandýðýný da kabul etmeliyiz.
Tarikatlarýn temel iþlevinin yaygýn eðitim olduðunu kaç kiþimiz biliyor?
Hacý Bektaþ Veli Dergâhý, dergâh olarak açýlmýþ olsaydý, bugün Alevi meselesi olur muydu?
Alevilik meselesinin sorun haline gelmesinin kaynaðý nasýl yasakla ilgiliyse, din eðitimi konusunun da kaynaðý odur.
Herkesin bir birini iyi anlamasý için bu örnek önemli olmalýdýr.
KURAN OKUMA ÝHTÝYACI KURAN KURSUYLA KARÞILANIR MI?
Kur’an okuma imkânýnýn ortadan kalkmasý “gizli Kuran Kursu” diye þöhret olan, evinde çocuklarý ve/ya torunlarýna Kur’an okutmak isteyen baba veya dedenin komþu çocuklarýna da Kuran okutmaya çalýþmasýna verilen addý.
Bu metod olarak benimsenmesi Süleymancýlýk denilen bir anlayýþý doðurmuþtu.
Kur’an okullarda okutulamadýðý dönemlerde, Kuran Kurslarýnýn artmasý, Diyanet’in bunu bir prestij faaliyet olarak sahiplenmesi de bu ihtiyacý karþýlayamadý.
Özellikle 28 Þubat sürecinde ilköðretim beþinci sýnýfý bitirmeyenlerin cami kurslarýna bile devamýna imkân vermeyen uygulamalar, Kuran Kursu sayýsýnýn alabildiðine artmasýna sebep oldu. Fakat bu defa da genç, okul çaðýndaki çocuklar yerine özellikle yaþlý hanýmlar öðrenci profilinde çoðunluðu oluþturmaya baþladýlar.
Sosyalleþme ve sosyal geliþmeye katký bakýmýndan, çoðunluðu köyden gelmiþ hanýmlar olan bu yeni öðrenci profili açýsýndan yararlý olduðu da kabul edilmelidir.
Ancak, bu tür kurslarla milletin Kur’an okuma ihtiyacýný karþýlama imkâný olmadýðýný herkes bilmektedir.
Hiç olmazsa gelecek nesillerimizin Kur’an-ý Kerimi hiç olmazsa namaz kýlacak kadar olsun okumayý öðrenebilmesi için ilköðretimin kademelerinden birine seçmeli ders olarak konulmasý kaçýnýlmaz hale gelmiþtir.
Bu memlekette yaþayan Caferi, Alevi, Þafii, Hanefi ve diðer kim varsa, Kur’an herkesin kitabýdýr.
Her kes hiç olmazsa, anasý, babasý öldüðünde cenaze namazýný kýlmayý ve arkasýndan üç Ýhlas, bir Fatiha okumayý öðrenmeyi istemektedir.
Bu kadar mâsum bir talebin kabul görmesi, ülke nüfusunun çoðunluðunu mutlu edecektir. Bu gerçekleþirse, muhtemelen Ýmam-Hatip liselerine de ihtiyaç kalmayacak, Diyanet de ihtiyacýnýn tamamýný Ýlahiyat fakültelerinden karþýlayacaktýr.
Bakýnýz Þah Ýsmail Türk Milletinin yaþayan çoðunluðunun da sesi olarak ne diyor:
“Hatai’yim, Hakk’ý dilinden komaz Daima ederiz biz Hakk’a niyaz Yedi “Yasin” ile üç kere “ihlas” Hak nasip eyleye öldüðüm zaman”
Türk Milliyetçileri 1978 yýlýndan bu güne bu temel ihtiyacý görmüþ ve dillendirmeye devam etmektedir.
Þimdi sýra benim de okuduðum Ýstanbul Ýmam-Hatip Okulu mezunu Baþbakanýmýz da, O’nun Ýmam-Hatip Okulu mezunu Milli Eðitim Bakaný’nýn da.
Bu sitede yayýnlanan içeriðin her hakký Yüce Türk Milletine aittir.Kaynak gösterilerek yayýnlanmasý hüsn-ü zandandýr.2009-2011 Yazýlým:Haber Sitesi Kur