Çok Yakında… Konuk Yazar 20 Şubat 2012 Pazartesi 10:02
Yıl 2012 Milenyum çağı dedikleri hani. Her alanda ani gelişmelerin olduğu, gelişmelerin neredeyse takip edilmesinin mümkün olmadığı bir devirde yaşamaktayız. Daha düne kadar tek kanallı televizyonlar, merdaneli çamaşır makineleri, buharsız ütülerden bahsederken bugün bunlar aklımıza bile gelmiyor. Yeni bir teknolojik alet almaya korkar hale geldik. Nedeni ise biz aldıktan çok kısa bir süre sonra bizim aldığımızın yeni versiyonları piyasaya çıkıyor. Teknolojiyle birlikte hızla gelişen ve değişen başka şey ise bizim muhatabımız olan öğrencilerimiz. Eskiden eve gittiğinde yapacak bir şeyi olmayan öğrencilerle bugünün öğrencileri arasında tabiri caizse dağlar kadar fark bulunmakta. Çocuklarımızın önlerinde o kadar çok uyaran var ki, dikkatlerini toplamaları neredeyse imkansız hale gelmiş. Hal böyleyken onları mevcut sisteme uyumlu hale getirmek hayli zorlaşmış. Çocuk eve gider gitmez aile bireylerine selam vermeden ya televizyonu ya da bilgisayarı açmakta ve sanal dünyasına kavuşmaktadır. Bu durum aile içindeki sosyal iletişimi de neredeyse ters düz etmiştir. Sanal dünyanın sonsuz zevklerine kendisini kaptıran çocuk gerçek hayattaki sorumluluklarından uzaklaşmakta ve günden güne daha kötü bir hale gelmektedir. Peki günden güne kendisini geliştiren ve yenileyen öğrenciler karşısında öğretmenlerin durumu nedir? Veya ne olmalıdır? 20 senelik bir öğretmen düşünün. Yılların tecrübesiyle kavrulmuş, alanında uzman, belki de sorulan her soruya cevap verebilecek kadar donanımlı. Peki ya öğrenci ile arasındaki mesafe. Günümüzde öğretmene soru sormaya gerek kalmamışken sizce öğretmendeki mevcut bilgiler ne işe yarar? Çocuklar zaten öğrenmek istedikleri her şeyi anında internetten öğrenebiliyorlar. Ve dershane öğretmeni ile okul öğretmeni arasındaki uçurum günden güne artarak devam ediyor. Peki neden? Çocuk neden aynı soruyu okuldaki öğretmenine değil de dershanedeki öğretmenine soruyor olabilir. Başka bir örnek verecek olursak çocuk okula gelirken isteksiz ama dershaneye neredeyse koşa koşa gidiyor. Öğrenciler her geçen gün kendilerini geliştirirken acaba biz öğretmenler onların gerilerinde mi kalıyoruz? Biz üniversiteyken dersimize giren profesörler asla bizlerle konuşmazlardı. İletişim yok denecek kadar azdı. Derslerini anlatırlar ve giderlerdi. Sanırım bizim durumumuz da yavaş yavaş buna dönmeye başladı. Peki ama üniversite öğrencisiyle lise öğrencisi arasındaki olgunlaşma düzeyleri aynı mı? Elbette hayır. Sonuç: başarısız bir genç nesil. Sebep: onların ilgisini derslere çekemeyen biz öğretmenler. Çözüm: onların her türlü sıkıntılarıyla ilgilenen, onları eğlendiren, güldüren, onların seviyelerine inebilen dershane öğretmenleri. Peki ya dershaneye gidemeyen öğrencilerimizin sonu? Hüsran. Bunu demeyi hiç sevmiyorum ama sanırım okullardaki başarıyı arttırmak için dershaneleri örnek almak zorundayız. Onlar bizden az aldıkları maaşla gece gündüz öğrencileri ile ilgilenip neredeyse senede 20 gün tatil yaparlarken biz ne yapıyoruz acaba? Nasıl olsa ayın 15’inde geleceği kesin olan ve senede 2 ay gibi kamusal alandaki en fazla güne sahip olan tatillerimizi mi düşünüyoruz. Elbette öğrencilerimizin ailelerini eleştirelim. Elbette çocuklarımızı da eleştirelim. Sorumluluk sahibi değiller diyelim. Peki ya kendimizi ne zaman eleştireceğiz. Şu anda mesleki bir yeterlilik sınavı yapılacak ve bu sınava mülakat da eklenecek desem, ayrıca sınavda başarısız olanlar ve yeterli bulunamayanlar geri hizmete alınacak desem sanırım tüm öğretmen camiası ayağa kalkar. Ama bir gün olacak. Ve biz öğretmenler o günü göreceğiz.
Bu sitede yayınlanan içeriğin her hakkı Yüce Türk Milletine aittir.Kaynak gösterilerek yayınlanması hüsn-ü zandandır.2009-2011 Yazılım:Haber Sitesi Kur