Tarihin her döneminde kaht-ı ricâl ( adam kıtlığı ) meselesi olagelmiştir. Diyojen’in yaklaşık 2300 yıl önce gündüz vakti elinde fenerle dolaşırken, ne aradığını soranlara ; “adam arıyorum, adam” dediği bilinir. Daha sonraki dönemde Sahabeler Devri’ne baktığımızda Adaletin İncisi Hz. Ömer’in (r.a.) sahabelere , “Bana yardım ediniz.” Dediğinde sahabeler hepsi birden “Edelim Ya Ömer ! Malımızla, mülkümüzle, paramızla nasıl istersen yardım edelim.” dediklerinde Hz. Ömer günümüzde birçoklarına ders olacak şu cevabı verir : “Hayır, hayır, bana her şeyden önce adam lazım, adam !” Sahabeler dönemindeki bu olay kaht-ı ricâl olarak görülmemelidir ancak adam seçimi, yönetici seçimi konusunda adaletin incisi Hz. Ömer’in (r.a.) Müslümanlara bir dersi olarak görülebilir. Ya da mevcutlar arasından en iyisini seçmekte gösterdiği titizlik de diyebiliriz. Osmanlı döneminde, özellikle duraklama döneminde ve Osmanlının son 50 yılında yoğun olarak Kaht-ı Ricâl sorununa rastlıyoruz. Örnek vermek gerekirse ; II. Abdülhamid’in tahttan indirilme kararını bildiren heyette bir tane bile Türk yoktur. Koskoca Ulu Hakan II.Abdülhamid’e tahttan indirilmesi kararını, Yahudi Emanuel Karaso, Arnavud Esad Toptani Paşa, Ermeni Komitecisi Aram Efendi ve Gürcü Arif Hikmet Paşa gibi Türk olmayan unsurlar tebliğ etmiştir. Bırakın adam kıtlığını, Türk kıtlığı desek yeridir. Osmanlı Devleti bu kah-tı ricâl çukurundan çıkamamış ve yıkılmıştır. Konuyu biraz daha günümüze taşıyacak olursak, ülkeyi yönetmek üzere seçilenler de bakanlarını, bürokratlarını seçerek işe başlarlar. Bakanlar çalışacakları bürokratları elbette ki kanun ve nizamlar çerçevesinde (!) kendileri seçerler. Bu seçimlerde liyakat, kariyer, adalet, kanun, kalite, kapasite gibi yeterlilikler yerine ahbap-çavuş, eş, dost, yeğen, akraba, hemşeri, siyasi görüş, cemaat kardeşliği, belirli bir sendika veya diğer örgütlere mensubiyet gibi ilişkiler ön plana çıkarsa bu kişiler, maiyetinde çalışanlara karşı ne adaletten, ne Müslümanlıktan ne de ahlaktan bahsedemezler. Bahsetseler de maiyetindeki personelin bir kulağından girer, diğerinden çıkar. Hatta bu bürokratlar zamanla personeline sözünü geçiremez, oturduğu odada, kalıbına büyük gelen makam koltuğunda akşama kadar oturur ve o siyasinin, bu sendikacının, şu cemaat liderinin talimatlarını yerine getirmekten başka hiçbir halt da yiyemezler. Bu tosuncuklar kalıplarına büyük gelen makam koltuğunu yağlanarak, göbeklenerek doldurmaya çalışırlar. Ve bir yılda yağlanırlar, semizleşirler, irileşirler. Onları önceden tanımayan biri bu iri hallerini görünce adam gibi adam zanneder ve saygı gösterir. Yağlanan, göbeklenen tosuncuğumuza artık oturduğu koltuk dar gelmeye başlamıştır. Tosuncuğumuz artık daha geniş koltuklar peşinde koşmaya başlar. Çünkü daha oturduğu koltukta senesini doldurmadan yağlanan kaba etleri oturdukları yere sığmamaya başlar ve yeni makamlar ve mevkileri gözüne kestirerek yetkililerden mavi boncukları da almıştır. Bu makam-mevki koşturmacasında hiçbir işi de adam gibi yapmazlar Bu süreçte olan alttaki personele olur. Onlar da artık kendi işlerini kendileri görmeye başlarlar. Başlarındaki kişiyi gelici-geçici bir makam heveslisi olarak gördüklerinden ne sayarlar ne de severler. Ve Kaht-ı Ricâl’de sonlara doğru yaklaşılır, çürüme başlar. Artık söz ayağa düşmüştür. Yetkili-yetkisiz, sorumlu-sorumsuz herkes her işe karışmaya başlar. Bu çürüme zamanla kokuşmaya dönüşür, pis kokular yayılır ve sistemin çökmesi an meselesidir. Çöküş anında da yeni bir oluşum ile siyaset rüzgarları farklı yönden esmeye başlar ve herkes içine ettiği ortamı terk ederek, yeni efendilerine diz çökerek şaşaalı biat törenlerine katılırlar. Velhâsıl-ı kelam 75 Milyonluk Türkiye’de Kaht-ı Ricâl var mıdır, yok mudur ? Okul müdür yardımcısının il milli eğitim müdürü olarak atanması, kaht-ı ricâlden midir ? İl Milli Eğitim Müdürü olmanın şartı şurtu yok mudur ? gibi sorularınızı duyar gibiyim. Ancak bunun kararını verecek olan da yorumunu yapacak olan da millettir. Yorumlarınızı bekliyorum.
Burak CANDAŞ Türk Eğitim Sen İstanbul 3 Nolu Şube Mevzuat Sekreteri Köşe Yazısı Yorumları Yorum EkleBurak Candaş, diğerlerini anladık da Arnavut'la Gürcü'nün Müslüman olması yetmedi mi?Türk olunca tertemiz mi olunuyor? Bu kafa yapısı bizi Birinci Dünya Savaşı'nda perişan etti. Hala neyin peşindesiniz? Liyakat sizin döneminizde hiç olmamıştı. Aynı tekileri Grup Başkanlıkları atamalarında niye göstermedin. Görevlendirmeler iptal edilince bayram ettiniz. Şimdi mi aklınız başınıza geldi? Ali Vursun - 2012-02-07 18:57:41burak bey ikinci abdülhamidin gayri müslim ve gayri türk bir tebaa tarafından tahttan indirilmesini dile getirmeniz bazılarını rahatsız etti anlaşılan. Yazılarınızı yazarken ülkemizdeki güvercin tedirginliği yaşayanları da düşünün lütfen :))) Kamil - 2012-01-18 18:21:47Adamlık bir kalıpmıdır.Bir standardı varmıdır.Yada adamlığın standardını kalıbını kim belirler. Acaba bir kişinin adamlık anlayışı kapıldığı siyasi görüş yada ırkçı düşüncelerin altında kamçılanarak, düşünce ve görüşüne ters olanları adam saymamakmıdır. Acaba Türk demek kendini öyle hissetmekmi, yada doğuştan türk olmakmıdır. burak bey islamda sizin söylediğiniz yok.H.z.Allah herkesi insan yaratmş METİN MERT - 2012-01-16 08:50:01Tüm Yorumlarları oku
Bu sitede yayınlanan içeriğin her hakkı Yüce Türk Milletine aittir.Kaynak gösterilerek yayınlanması hüsn-ü zandandır.2009-2011 Yazılım:Haber Sitesi Kur